Predictably Irrational(Kitap incelemesi)

Kitap/yazı/makale değerlendirme ağırlıklı olarak planladığımız yazılarımın ilk kez kitap değerlendirme yazısına bismillah diyerek başlayalım.

Kitabımızın adı Predictably Irrational, Türkçeye “Akıldışı Ama Öngörülebilir” diye çevrilmiş, yeterince kötü bir isim çevirisi olmuş tabii. Ben olsam “Öngörülebilir Anlamsızlık” derdim(Belki başka bir şey de diyebilirim). “Irrational” kelimesinin etimolojisine ve kitapla olan ilişkisine de değineceğim inşallah.

Yazarımızın adı Dan Ariely, New York’da doğup israil’e dönmüş ve Tel Aviv üniversitesinde Fizik ve Matematik okurken, Felsefe ve Psikolojiye geçmiş ve sonunda tamamen Psikolojiye yönelmiş. Yüksek lisansını Amerika’da Bilişsel Psikoloji’de yaptıktan sonra doktorasını da İş Yönetiminde tamamlamış. Kitapla ilişkili olarak kendisi bir Davranışsal Finans uzmanı, yani ekonominin/marketin bireylerin davranışlarına bağlı bir şekilde ilerlediği ve bireydeki mantıksız davranışların ekonomiye yön “verebildiğine” inanan bir abimiz. (bunlar w*k*p*d*’den)

Kitabımızın girişinde kendisinin bu alana yöneliş macerasını ve kitabın anlatmaya çalıştığı meseleyi özetle anlattıktan sonraki kısımda kitabımız 13 bölümden oluşuyor ve her bir bölümde insanların tekrar tekrar sürekli yapageldikleri apaçık yanlış değerlendirmeleri açıklıyor, sebeplerine iniyor ve çözümlüyor.

Continue reading

Advertisements

Eğitim Üzerine 1: Ivan Illich – Okulsuz Toplum

Efendim bu hafta itibariyle yeni 4-5 bölümlük bir yazı dizisine niyet ettik inşallah. Nereden çıktı bu fikir? Geçtiğimiz güz döneminde, Bilim Sanat Vakfında bir eğitim sosyolojisi okuma grubunun toplantılarına iştirak ettik. Bu alana dair bazı okumalarımız oldu. Yazacağımız yazılardan maksat aslında bu okumalarımızı bir yerde kayıt altına alarak korumayı sağlamak. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazıda Ivan Illich’in Okulsuz Toplum kitabını ele alacağız. Bundan sonra da her pazar bir yazarın okumasını yapmaya çalışacağız inşallah.

باسم الله الخلاق العليم الذي ليس كمثله شيء وهو الفتاح العليم diyerek başlayalım.

Continue reading

Dostoyevski’nin mektuplarından bir bölüm

I want to say to you, about myself, that I am a child of this age, a child of unfaith and scepticism, and probably (indeed I know it) shall remain so to the end of my life. How dreadfully has it tormented me (and torments me even now) this longing for faith, which is all the stronger for the proofs I have against it. And yet God gives me sometimes moments of perfect peace; in such moments I love and believe that I am loved; in such moments I have formulated my creed, wherein all is clear and holy to me. This creed is extremely simple; here it is: I believe that there is nothing lovelier, deeper, more sympathetic, more rational, more manly, and more perfect than the Saviour; I say to myself with jealous love that not only is there no one else like Him, but that there could be no one. I would even say more: If anyone could prove to me that Christ is outside the truth, and if the truth really did exclude Christ, I should prefer to stay with Christ and not with truth.