Şişkolar ile ilgili düzenlemeler vol.2

Şişkolar ile ilgili önceki yazımızda bir takım gerekli yaptırımlardan ve bu yaptırımların yapılma şekillerinden bahsetmiştik, şimdi bu meselenin üzerinde derinlemesine düşünülmüş ve insan psikolojisine uygun, gerçekleri sevdirerek öğreten ve uygulamayı daha gerçekçi kılacak bir takım ek düzenlemelerin yapılması gerektiğine karar verdik.

Continue reading

Advertisements

Neden şişkoları öldürmeliyiz?

Şişkolar toplumun hastalıklı hücreleri gibiler, sistemleri yavaşlatıyorlar ve sınırlı kaynakları fazlasıyla tüketiyorlar. Toplumda tembelliği tetikliyorlar. Diğer insanlar bir şeyler üretirken onlar yapılanları tüketiyorlar. Üzerlerinde taşıdıkları fazladan kiloları taşıyabilmek için bile fazladan yemek yiyorlar. Bu insanları görenler de tembelliğe yöneliyor ayrıca insanlar için görüntü kirliliği oluşuyor. Kim ortalıkta yağ yığınları görmek ister ki? İhtiyaçlarından fazlasını kullanarak aç kalanların haklarını da tüketiyorlar. Dünya üzerinde açlığa sebep olanlar da bunlar.

Continue reading

Ne olacak?

Ne olacak? Hayattaki vazgeçilmez soru. Bugünün hangi sebeplerinin sonucu yarın hangi sonuçları verecek? Bilemiyoruz ama tahmin edebiliyoruz. İhtimalleri görebiliyoruz. Eğer trafikte yanlış sollama yapılırsa kaza ihtimali artıyor mesela, bunun farkındayız ama olup olmayacağını bilemiyoruz. Continue reading

Olmayan adam

Aslında yoktu bu adam, kendinden vazgeçmiş, inancı kalmamış ve unutmuştu. Sessiz bir yokluğa boğulmuş ve bitmişti. Dolunaya son bir defa baktı, sahte bir canlılık hissetti. Hatalı bir anı oluştu ve yok oldu zihninde iki nefesinin arasında. Olması gereken yerde ve olması gerektiği zamandaydı. Mükemmel bir sondu. Bıçağı sol bileğine vurdu çünkü kalbine daha yakındı. Kanı hızla aktı ve ince oluktan denize döküldü. Kanı akarken kimseye yük olmadan zihninde son bir kelimeyle teslim oldu, ‘vuslat’.

Özgürlük

İnsan hayatında öyle bir ân var ki, gerçek huzur ve özgürlük bu ân içinde her insana ikram ediliyor ama çoğu, belki hiçbiri elinde tutamıyor.

Hani oluyor ya, uyanıyorsunuz zihninizde hiçbir kaygı olmuyor, yaşadığınız her türlü zorluk, geçirdiğiniz hastalıklar önemsiz kalıyor. Pişmanlıklarınız, hatalarınız, acılarınız silinip gidiyor. Tavana, gökyüzüne, yere bakıyorsunuz ve huzur doluyor ruhunuz. Hani belki  bomboş bir tavan baktığınız, ama sükûnet var kalbinizde. Sessiz bir farkındalık ve sakin bir dirilik. Vücut günün en güçlü ânını yaşıyor, uzuvlar dinlenmiş oluyor. Gece uykunuzu kaçıran gözyaşları unutuluyor, karanlık kâbuslar gerçekliğin içinde eriyip gidiyorlar. Ciğerlerinize dolan nefes bile sizi mutlu ediyor, tebessüm pâk ediyor yüzünüzü yepyeni bir gün için. Gözlerinizi örtüp yavaşça bir nefes daha alıyorsunuz…

İşte tam o ânda hücüm ediyor bütün ızdıraplar, gözyaşlarının acılığı damağınızı kurutuyor, hastalıklarınızı ve ağrılarınızı tekrardan hissediyorsunuz. Sorumluluklarınız yükleniyor omzunuza, çöküyorsunuz biraz, umutlarınız da çürüyor sessizce. Yüzünüz karanlığın sancılı vuruşuyla boyanıyor ve hatıralar keskin tırpanlar şeklinde hücum ediyor şuurunuza, ne umut edilecek bir gelecek görüyorsunuz önünüzde ne de gurur duyulabilecek bir geçmiş. Artık bir saniye öncesinin tatlı gerçekliğinden kopmuş yeni bir gerçeklik var. Sizi bu ân’a getiren mükemmel dizayn’ın yüzünüzdeki çizgileri oluştururken kullandığı fırçanın izlerini hissediyor hüzünleniyorsunuz. Gözlerinizi yumarak hepsinin yok olmasını bekliyorsunuz ama her şey daha da netleşiyor ve vazgeçiyorsunuz. İnandıklarınızdan, yaşadıklarınızdan, düşündüklerinizden…