Beyaz Kale Değerlendirmesi: Gölge Varlık, Öz

Soru: Orhan Pamuk kitabının sonuna eklediği metinde şöyle der: “Kötü bir üslup ve sıradan gözlem ve heyecanlarla kaleme aldığı o giriş yazısıyla Faruk’un hiçbir okuyucuyu kandıramayacağı düşünüldüğünde yalnız kitap kahramanlarının değil, kitap okuyucularının da Doğu-Batı ayrımıyla ilgilenir görünmeleri şaşırtıcıdır.”Sizce, bu kitabı Doğu-Batı ayrımına odaklanarak okumak, yazarın iddia ettiği gibi “şaşırtıcı” mıdır?

Görünenlerin kendisinden neşet ettiği ve tohum özelliği göstermesi beklenen öz, kültürel varoluşta varolanlar değiştikçe değişen bir gölge olmaya, böyle algılanmaya daha uygundur. Toplmlar ve bireyler hayatlarını yaşamakta ve bu yaşayışların gölgeleri oluşmakta, bu gölgeler başlangıcı ve sonu belirsiz bağlayıcılığı bilinmez özdür. Bu gölgeye bakarak ona uygun hareket etmeye çalışanlar gölgeyi kendilerinin oluşturduklarından belki de habersizlerdir. Post modern anlayışa geçişte de belki bu gölgeden bedenin kendisine geçiş var. Beyaz Kale romanını anlarken öze gölge muamelesinin yapıldığını görmek mümkün çünkü Pamuk’a göre gölgenin/özün bir önemi yok. Doğulu ve Batılı öze sahip iki karakteri gölgelerine bakarak değil bedenlerine bakarak anlamalıyız, gölgelerine bakarak onların Doğulu oldukları yorumunu yapmak bedenin hiç farkında olmamaktır. Aslolan bedenin varlığıdır, aslolan nelerin yaşandığıdır kimin yaşadığı değil, hangi kimlikde yaşadığı değil. Orhan Pamuk’un bu yaklaşımı toplumların bedenlerle değil gölgelerle ve yansımalarla kendilerini tanıdıkları ve tanımladıkları gerçeğini gözardı etmektedir. Romanda geçtiği gibi neden ben benim?” sorusunun cevabını bedeninde değil aynalardaki yansımalarında ve gölgelerinde görmeleridir. Böylece Beyaz Kale’yi okuyanların hem kendilerini hem de karakterleri gölgelerinden tanıma çabaları “şaşırtıcı” değildir.

Continue reading

Advertisements

Predictably Irrational(Kitap incelemesi)

Kitap/yazı/makale değerlendirme ağırlıklı olarak planladığımız yazılarımın ilk kez kitap değerlendirme yazısına bismillah diyerek başlayalım.

Kitabımızın adı Predictably Irrational, Türkçeye “Akıldışı Ama Öngörülebilir” diye çevrilmiş, yeterince kötü bir isim çevirisi olmuş tabii. Ben olsam “Öngörülebilir Anlamsızlık” derdim(Belki başka bir şey de diyebilirim). “Irrational” kelimesinin etimolojisine ve kitapla olan ilişkisine de değineceğim inşallah.

Yazarımızın adı Dan Ariely, New York’da doğup israil’e dönmüş ve Tel Aviv üniversitesinde Fizik ve Matematik okurken, Felsefe ve Psikolojiye geçmiş ve sonunda tamamen Psikolojiye yönelmiş. Yüksek lisansını Amerika’da Bilişsel Psikoloji’de yaptıktan sonra doktorasını da İş Yönetiminde tamamlamış. Kitapla ilişkili olarak kendisi bir Davranışsal Finans uzmanı, yani ekonominin/marketin bireylerin davranışlarına bağlı bir şekilde ilerlediği ve bireydeki mantıksız davranışların ekonomiye yön “verebildiğine” inanan bir abimiz. (bunlar w*k*p*d*’den)

Kitabımızın girişinde kendisinin bu alana yöneliş macerasını ve kitabın anlatmaya çalıştığı meseleyi özetle anlattıktan sonraki kısımda kitabımız 13 bölümden oluşuyor ve her bir bölümde insanların tekrar tekrar sürekli yapageldikleri apaçık yanlış değerlendirmeleri açıklıyor, sebeplerine iniyor ve çözümlüyor.

Continue reading

Dostoyevski’nin mektuplarından bir bölüm

I want to say to you, about myself, that I am a child of this age, a child of unfaith and scepticism, and probably (indeed I know it) shall remain so to the end of my life. How dreadfully has it tormented me (and torments me even now) this longing for faith, which is all the stronger for the proofs I have against it. And yet God gives me sometimes moments of perfect peace; in such moments I love and believe that I am loved; in such moments I have formulated my creed, wherein all is clear and holy to me. This creed is extremely simple; here it is: I believe that there is nothing lovelier, deeper, more sympathetic, more rational, more manly, and more perfect than the Saviour; I say to myself with jealous love that not only is there no one else like Him, but that there could be no one. I would even say more: If anyone could prove to me that Christ is outside the truth, and if the truth really did exclude Christ, I should prefer to stay with Christ and not with truth.