Eğitim Üzerine 1: Ivan Illich – Okulsuz Toplum

Efendim bu hafta itibariyle yeni 4-5 bölümlük bir yazı dizisine niyet ettik inşallah. Nereden çıktı bu fikir? Geçtiğimiz güz döneminde, Bilim Sanat Vakfında bir eğitim sosyolojisi okuma grubunun toplantılarına iştirak ettik. Bu alana dair bazı okumalarımız oldu. Yazacağımız yazılardan maksat aslında bu okumalarımızı bir yerde kayıt altına alarak korumayı sağlamak. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazıda Ivan Illich’in Okulsuz Toplum kitabını ele alacağız. Bundan sonra da her pazar bir yazarın okumasını yapmaya çalışacağız inşallah.

باسم الله الخلاق العليم الذي ليس كمثله شيء وهو الفتاح العليم diyerek başlayalım.

Kitabın içeriğine geçmeden evvel, bazı meselelerin daha iyi anlaşılması için teorik arkaplandan bahsetmek istiyorum. Usul-i Fıkıhta temelde iki ve bu iki metodun karıştırmasıyla birlikte oluşan üçüncü bir metodla birlikte üç metod olduğu söylenir. İlki fukaha metodu denilen genel anlamda Hanefî mezhebi ulemasının benimsediği bir metod, ikincisi ise mütekellimin metodu denilen Şafiî mezhebine nispet edilen bir metottur. Bu iki metot arasında şöyle bir fark olduğu anlatılır (bu ayrımın kalın çizgilerle yapılmış bir ayrım değil de zaman içerisinde gelişmiş ince bir ayrım olduğunu belirtmemiz gerekiyor): Fukaha metodunda öncelikle meseleler konuşulmuş, meselelere uygun hükümler verilmiş daha sonra bunlardan hareketle teori, yani usul-i fıkıh ortaya konmuştur. Dolayısıyla fukaha metodunda tümevarım metodu kullanılmış oluyor. Yani ortada örneklerden teorik zemine giden bir düşünce var.

Öteki tarafta mütekellimîn metodunda ise, önce teorik bir zemin oluşturulup daha sonra bundan hareketle hükümler verme yöntemi benimsenmiş, dolayısıyla tümdengelim metodu izlenmiştir. Netice itibariyle fukaha metodunda önce meseleler hakkında hüküm verilip daha sonra bunların altında yatan teorik zemin ortaya konurken, mütekillimin metodunda önce teori oluşturulup daha sonra buna binaen hükümler verilmesi öngörülmüştür. Esasında gerek İslam düşüncesi geleneğinde olsun gerekse diğer düşünce çizgilerinde olsun, sosyal gerçeklikle alakalı her fikir yürütme, farklı oranlarda olmak suretiyle bu iki metodu kullanmaktadır, diyebiliriz.

Ivan Illich Okulsuz Toplum’un ilk 6 bölümünde çeşitli şekillerde okul eleştirisi yaparak farklı bir eğitim yöntemi önerisinde bulunmuş, 7. bölümde ise bir manada bu eleştirilerin altında yatan düşünsel zemini mitolojik öğeler kullanarak açıklamaya çalışmıştır. Burada ters bir okuma yaparak, öncelikle son bölümdeki teorik zemini ele alacak, daha sonra kitap içerisinde bu düşünsel teorinin yansımalarını incelemeye çalışacağız.

Şunu unutmamak gerekir ki mitolojiler insanların şeylere anlam yüklemesi ve bu anlamların abartılarak sembolleştirilmesiyle oluşur. Batı medeniyeti kendini Antik Yunan’a dayandırır. Günümüz dünyasında Batı medeniyetinin dünyayı istila ettiğini göz önünde bulundurursak, Yunan mitolojisinin ve düşüncesinin öğelerine günlük hayatımızdaki birçok noktada rastlamak mümkündür.

Ivan Illich okul eleştirilerini kitabının son bölümünde, Antik Yunan mitolojisi etrafında gelişen bir teori üzerinde tekrar ifade etmiştir. Ivan Illich burada Pandoranın kutusu miti üzerinden yeniden bir anlamlandırma yapar.(Yazıyı uzatmamak adına mitin içeriğine girmiyorum, linkten kısaca bilgi alabilirsiniz) Yunan’dan beri yüceltilen Prometheus’un aslında insanların kaderine ve doğaya isyanını, kaderi ve doğayı kontrol etme çabasını temsil ettiğini, dolayısıyla sınırsız bir kontrol, planlama fikrini beraberinde getirdiğini ifade eder. Epimetheus ise Prometheus’un daima aşağılanmış kardeşidir. Oysa Illich’e göre Epimetheus kadere, doğaya rıza gösterme ve Tanrı’ya güvenerek umuda bağlanma fikrinin temsilidir. Netice itibariyle iki taraf vardır:

Prometheus –> İnsanın sonsuz talepleri ve beklentileri, bunlara binaen kontrol düşüncesi, planlama çabası –> suni kurumlar ve oluşumlar

Epimetheus –> İnsanın beklentilerinden vaz geçerek umuda bağlanması, olana rıza göstermesi ve anlamaya çalışması, uyum çabası, her şeyi doğal gidişatına bırakarak anlamaya ve uyum sağlamaya gayret etmesi

Ivan Illich doğadaki kaynakların sınırlı olduğunu vurguladıktan sonra  modern dünyanın en radikal bir Prometheus düşüncesinin ürünü oluşuna dikkat çeker. Dolayısıyla insanın aslında kendine zarar verdiğini ve rahat etmeye çalışırken dünyada kendi cehennemini inşa ettiğini söyler. Illich’in iddiası: kurtuluşun, dünyayı suni düzenlemelerinden azad ederek tabiatine döndürmeyi hedef edinen ve beklentilere değil umuda bağlanan Epimetheanlar eliyle olacağıdır.

Kitabın İngilizce adına baktığımızda Deschooling Society şeklinde bir kullanım görürüz. Girişte de ifade ettiği üzere Illich yalnızca okul kurumunun ortadan kaldırılmasını değil, tüm bir toplumun okulsuzlaştırılması gerektiğini söyler. En başta insanların zihinleri bu kontrol ve planlama düşüncesinden arındırılmalı, insanoğlu kendi sonsuz beklentilerinin esiri olmaktan kurtarılmalıdır. Netice itibariyle Illich için bu mücadele, suni olanın karşısında doğal olanın/insanî olanın savaşımıdır.

Okul kurumunun Illich’in düşüncesinde önemli bir yeri vardır. Okul hem planlama ve düzenlemelerin açığa çıktığı kurumlardan bir kurum; hem de diğer kurumların, onların da temelinde, suni düzenlemelerin kaynağı olan beklentilerin üretim yeridir. Dolayısıyla okul kurumu Illich’in düşüncesinde, modern dünyanın işlemesi için, tüketim döngülerinin devam etmesi için çok merkezî bir konuma sahiptir.

Buraya kadar Illich’in düşüncesinin genel yapısını çizdik ve okulun bu düşüncedeki yerine işaret ettik. Bu düşünceye getirilecek ilk eleştiri okulun fonksiyonlarıyla alakalı olacaktır. Yani denilecektir ki “okulun hiç mi faydası yok?”. Yapısal-işlevselcinin sorusu ise şu şekilde olacaktır “Eğer okulun hiçbir fonksiyonu yoksa neden toplumda okul diye bir kurum var, fonksiyonunu kaybettiği için yok olması gerekmez miydi?”

Illich bu düşüncelerle öne sürülebilecek fikirleri bir bir ele alarak çürütmeye çalışır. Örneğin, devlet okullarının herhalde en öne çıkan iddiası eşitsizlikleri ortadan kaldırması, herkese eşit bir eğitim sağlamasıdır. Ivan Illich der ki, okulda öğrendiğimizi sandığımız birçok şeyi aslında okulda değil dışarıda öğrenmişizdir. Ya kendimiz okuyarak, ya hayat içerisinde farklı bir şekilde… Fakat öğrendiklerimizin çok azını aslında okulda öğrenmişizdir. Bu noktada Illich’in okuldan ne kastettiği de önemlidir. Okulu zorunlu bir müfredatı takip eden, tam gün devamı gerektiren, sınırlı yaş ve öğretmenle ilişkili olarak tanımlar. İşte bu okul düşünüldüğünde Illich der ki sonuçta önemli olan okul dışında ne yapıldığıdır. Okul dışında varlıklı insanlar çocuklarına yine imkanlar sağlar, yoksul insanlar ise çocuklarının okulda zaten eğitim gördüklerine inanır. Dolayısıyla okul yalnızca bu eşitsizlikleri korumuş olur, der. Yine okulun iddia edildiği gibi özgürleştirme fonksiyonunun esasında hiçbir hakikati olmadığını söyler.

Sonuç olarak okulun fonksiyonları iddia edildiği gibi eşit eğitim yahut özgür bireyler yetiştirmek değildir. Illich’e göre okulun gizli bir müfredatı vardır. Bunun için okul süreci ritüelleştirilmiştir. Okul bir eğitim kurumu olarak Kilisenin yerini almıştır ve modern okul sistemi ancak güçlü kiliselerin sahip olduğu bir otoriteye sahiptir. Okul hem toplum mitinin kaynağı, hem bu mitin tezatlarının kurumsallaştırılması ve hem de mit ile gerçeklik arasında uyumsuzluğu tekrar üretecek ve gizleyecek olan ritüel mekanıdır. Yazarımız burada ne demek istiyor? Okul insanlara sanki eşitlermiş, hepsi aynı haklara sahiplermiş izlenimi verir ve onları en iyi olmak için yarışmaya iter. Bu aslında toplum mitidir, gerçeklikle alakası yoktur. Okul bu mitin çelişkilerinin kurumsallaştırıldığı ve insanların gerçeklikle irtibatının kesildiği bir yerdir.

Bu mitleri daha geniş bir şekilde ifade etmek gerekirse, ilk olarak Kurumsallaştırılmış Değerler Miti başlığını görürüz. Bu başlığın altındaki en önemli unsur sonsuz tüketim mitidir, diyebiliriz. Okul sistemi içerisinde bu mit bireylere kazandırılır ve bireyler hep daha fazlasını istemeye itilir. İkincisi Değerlerin Ölçülmesi Mitidir, ki bireyler okulda her şeyin ölçülebileceğine inandırıldıkları halde esasında değerler ölçülemezler. Özetle Illich okul sürecinin esasında gelişimci tüketim mitinin şekillendirdiği ritüeller bütünü olduğunu iddia eder. Başta açıkladığımız teori içerisinde düşünürsek okulun bireylerdeki gizli hedefi, onları sonu gelmez beklentilere alıştırarak tüketim döngülerinin içine katmak ve her bireyin elinden geldiğince tükettiğinden emin olmaktır.

Illich Okulsuz Toplum’da bunlardan başka maliyet süreçleriyle alakalı eleştirilere ve yine öğretmenin konumu, tam gün eğitim gibi okulun spesifik özelliklerine yönelik eleştirilere de yer verir fakat biz yukarıda zikrettiklerimizle yetineceğiz. Şunu açık bir şekilde ifade etmemiz gerekiyor, Illich’in hem teoride hem de pratikte ulaştığı sonuç: “Devlet, eğitim sürecine karışmasın.” düşüncesidir. Illich okuldaki eğitim sürecini sadece eleştirmekle yetinmeyerek Okulsuz Toplumda basit de olsa okulun yerine gelebilecek bir eğitim sistemi önerisinde bulunur. Bazı örnekler kullanarak ifade ettiği şekliyle, Illich’e göre en verimli eğitim aynı motivasyonlarla biraraya gelen bireylerin birbirini eğitmesidir. Dolayısıyla devlet eğer bir yatırım yapacaksa, yatırımını aynı ilgilere sahip bireyleri biraraya getirmek üzerine yapmalıdır. Illich bunun için iletişim ağları oluşturulmasını önerir. Bu ağlar sayesinde benzer motivasyona sahip insanlar biraraya gelebilir. Ve yaşam boyu süren, hayatın içinde gelişen doğal bir eğitim süreci sağlanmış olur. Bu süreçte bireylere pedagoglar yardımcı olabilir ve kendi kişisel eğitim süreçlerini oluşturmaları sağlanabilir. (Türkiye’de aile hekimlerine benzer şekilde diyebiliriz.)

Böylece Ivan Illich’in düşüncesinin teorik zeminini, okul eleştirisini ve eğitimle alakalı önerilerini genel çerçevesiyle açıklamış olduk. Önümüzdeki hafta Pierre Bourdieu’nun eğitimle alakalı görüşlerini anlatmaya çalışacağız inşallah.

Selametle.

Üveys

Advertisements

2 thoughts on “Eğitim Üzerine 1: Ivan Illich – Okulsuz Toplum

  1. Akademik dille, akıcılığın huzurla birbirine kavuştuğu noktada güzel bir dille yazılmış, kitabı okuma dürtüsü var oluştu içimde.
    Konu ve öneri gerçekten zihin genişletici nitelikte, komünist ruhun gizli kokusunu reddemeyeceğim…

    Like

    1. Komunistlikten ziyade bir anarşiklik var ortada. Komunisti Althusser’e gelince göreceğiz inşallah. Okuyunca adam harbi komunist diyor insan. Don Ivan’in derdi Devlet’le. Çünkü adam Hristiyan papaz aslında. Kilise-Devlet kapışmasından devlet sağ çıkmış. Kilisenin elinde de ne varsa almış adamlar. Anlayacağın adamın içinde yara aslında devletin bu kadar güçlü olması. Bunlar şahsi düşüncelerim tabii. ✋ Don Ivan kabul etmeyebilir.

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s