İsra Suresi 44. Ayet hakkında

İsra Suresi 44. Ayet hakkında

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

İsra/44. Yedi (kat) gök, yer ve onların içindekiler O’nu tesbih eder. O’na, hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat (siz) onların tesbihlerini anlayamazsınız. Doğrusu O, Halîm’dir (cezaya acele etmez ve) çok bağışlayıcıdır.

Feyzu’l-Furkan Kuran Meâlinde bu ayetin Hacc/18 ayetiyle irtibatlı olduğuna işaret ediliyor:

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاء

Hacc/18. Görmüyor musun ki göklerdekiler, yerdekiler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan bir çoğu, şüphesiz bizzat Allah’a secde ediyor. (İnsanlardan) bir çoğunun da üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi hor kılar (alçaltır)sa, artık onu yükseltecek yoktur. Şüphe yok ki Allah ne dilerse (onu) yapar.

İsrâ suresinin mezkur ayetinden evvelki ayetlerde, müşriklerin Allahu teala hakkında uydurdukları melekleri kızları edinmesi ve ona denk yahut ortak kimsenin olamayacağı geçer, Allahu tealanın bütün bunlardan münezzeh olduğu ifade edilir. Hemen öncesinde ise şu ayet vardır:

سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا

O (Allah), onların dediklerinden tamamen münezzehtir (uzaktır), çok yücedir, uludur.

Dolayısıyla bu ayetten yaratıcı ile yaratan arasında ne denli büyük bir ayrım, fark olduğunu anlamış oluruz. İsra suresinin 44. Ayeti ise bize aslında Allahu teala ile yarattıkları arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu beyan ediyor. Vehbe Zuhayli Tefsiru’l-Munirinde ayetin önceki ayetlerle irtibatını bu şekilde açıkladıktan sonra 44. Ayet için şunu söyler:

Yedi gök, yer ve her ikisinde bulunan bütün yaratıklar bu müşriklerin söyledik­lerinden O’nu tenzih ve takdis edip, ubûdiyyet ve ulûhiyyetinde O’nun bir ve tek olduğuna tanıklık etmektedir.Yani her bir şey kendisinden başka bir varlıktan yaratılmış olmakla, bütün varlıkları yaratan Allah’ın varlı­ğının vücubuna (zorunluluğuna) delâlet etmekte, tanıklık etmektedir.”

Daha sonrasında Vehbe Zuhaylî şu rivayeti vererek ayetin diğer bir manasına(akla ilk bu gelir aslında) işaret ediyor:

Buhârî’de İbni Mes’ud’dan şöyle dediği sabittir: Bizler yenilmekte iken yemeğin tesbihini işitirdik. Katâde de der ki: Ağaç veya başka bir şey olsun, canı olan her bir varlık tesbih eder.”

Buradan çıkan o ki, ayette geçen tesbih iki manada anlaşılabilir:

1) Yaratılmış olanların Allahu tealanın varlığına, birliğine eşsiz ve benzersizliğine “delalet” etmesi

2) Gerçekten lafzî olarak Allahu tealayı tesbih etmeleri.

Razi, tefsirinde bu iki manadan birini tercih ederek, delilleriyle açıklamaya koyulur. Ona göre cansız varlıkların Allahu tealayı sözlü olarak tesbih etmeleri imkansızdır. Zira bu onların konuşması demektir ki, anlamayı ve bilmeyi gerektirir. Razi’ye göre biz Allahu tealanın diri, Hayy olduğunu onun Alim, Kadir, Mütekellim sıfatlarıyla delillendiririz. Eğer biz bu ayette cansız varlıkların da anlayıp, bilip konuştuklarını öne sürersek bu bizim Allahu tealanın Hayy olduğunu anlama kapımızı kapatmış olur. Böyle bir durum Razi için kabul edilemez. Dolayısıyla o, buradaki tesbih ifadesinin “subhanallah” demeleri gibi bir manaya gelmeyeceğini ve ayrımını yaptığımız ilk manada(delalet manasında) olması gerektiğini söyler.

Peki bu durumda ayetin devamındaki “Fakat (siz) onların tesbihlerini anlayamazsınız.” ifadesi ne anlama gelmektedir? Razi bunu iki yolla açıklar, ilk olarak:

Sen tek bir elma aldığında, o elma sayısız atomlardan (cüzlerden) meydana gelmiştir. O atomların herbiri, Allah’ın varlığına başlıbaşına bir delildir. Onların her birinin, karakter, tad, renk, koku ve bir yer tutma gibi, kendilerine ait hususî sıfatlan vardır. Bu atomlardan herbirine, o belli sıfatlarının verilmesi, “mümkin” işlerdendir. Dolayısıyla bu verme, kadir ve hakîm bir İlâh’ın vermesi ile olmuştur. Bunu iyice kavradığında, o elmanın atomlarının herbirinin, Allah’ın varlığına tam bir delil ve tek bir atomda bulunan o sıfatların da yine Allah’ın varlığına tam bir delil olduğu ortaya çıkmış olur. Ama buna rağmen ne o atomların sayısı, ne de onlardaki sıfatların ilmi bizce malum değildir. İşte bundan ötürü Cenâb-ı Hak, ‘Fakat siz, onların tesbihini iyi anlamazsınız” buyurmuştur.”

Razi’nin ikinci delili ise bu ayetlerin müşriklere karşı söylenmiş olduğudur. Yani onlar ne kadar Allah’ın varlığını kabul etseler de O’nun hakkında böyle şeyler uydurmuşlardır ve onun mükemmelliğini idrak edememişlerdir. Razi şunu zikreder “Bize göre müşrikler tevhid, adalet, nübüvvet ve ahiretin delillerinin çoğundan habersizdirler.” dolayısıyla ayetin bu kısmında söylenen “Yeryüzündeki her şeyin Allahu tealanın yüceliğine delalet etmesine rağmen müşrikler hala bunu anlamıyorlar ve anlayamazlar” demektir. Son olarak ayetin sonunda “Doğrusu O, Halîm’dir (cezaya acele etmez ve) çok bağışlayıcıdır.” kavlinin de yine bu görüşü desteklediğini, ona uygun olduğunu söyler.

Razi delillerini bu şekilde açıklamış olmasına rağmen Elmalılı’nın tefsirinde eşyanın Allahu tealayı sözlü olarak tesbih ettiği görüşünde olduğunu görürüz. Ona göre tefsirciler tesbihin sözlü olduğu konusunda ısrarcıdırlar, bu yönde yazının başında da belirttiğimiz gibi rivayetler vardır ve sufiler de tesbih ifadesini bu şekilde yorumlamışlardır.

Son olarak Mevdudi’nin Tefhîmu’l-Kuran’ını dikkate alırsak, burada da hem sözlü tesbihin olduğunu hem de bunun ötesinde Allahu tealanın noksansız oluşuna delaletin olduğunu görürüz:

 

“Her şey sadece yaratıcıyı hamd ile tesbih etmekle kalmaz, aynı zamanda O’nun her yönden eşsiz ve hamde layık tek varlık olduğuna da delil teşkil eder. Her şey yaratıcısının ve düzenleyicisinin her tür niteliği mükemmele ulaştığı bir tek varlık olduğunun bir delilidir. Bu nedenle sadece O hamde ve övgüye layıktır.”

 

Biz bu iki görüşü birleştirmek istersek öncelikle Razi’nin canlılıkla alakalı illetini çözmemiz gerekir. Bir defa Razi’nin öne sürdüğü canlı-cansız ayrımının müphem kaldığını görüyoruz. Eğer anlama, bilme, konuşma üzerinden bir canlı-cansız ayrımı yapılıyorsa bu bizim düşündüğümüz manada bir canlılık değildir. Zira hayvanlar da konuşamaz ve bilemezler fakat biyolojik anlamda biz onları canlı olarak değerlendiririz.

Felsefî düşüncede canlılığın en basit hali bitki nefsidir ki bunun niteliği büyüp gelişmesi, hareket etmesidir. Dolayısıyla canlılığın en basit hali hareketi ve değişimi gerektirir. Fakat Allah için böyle bir şey söz konusu değildir. Dolayısıyla biz Allah’ın diri oluşuyla yaratılmışların diri oluşunu ayırmak durumundayız. Nitekim kimi alimler Allahu tealanın hayat sıfatını selbi bir sıfat olarak görmüşlerdir. Yani Hayy demek Allahu tealanın ölü olmaması demektir.

Hayat sıfatını ve diri olmayı bu şekilde düşündüğümüzde aslında Razi’nin bahsettiği işkâl ortadan kalkar. Eşyanın lafzî olarak da olsa Allahu tealayı tesbih ediyor olması, canlılığı gerektirmez ve ayetin manasını bu şekilde de anlayabiliriz. Böylece ayetin iki manası da kabul edilmiş olur.

Allahu alem bi’s-savâb.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s