Kardeşlik…

Gözlerimi açtığımda zihnime dolan ilk fikir bunun tekrardan oluşuydu. İçimde derin bir tanıdıklık hissi vardı, sanki daha önce de bunun gibi kaza yapmıştım ve yeniden oluyordu. Çok büyük bir mesele yoktu. Ardından bunun aklımın basit bir oyunu olduğunu ve şiddetli bir durumun içerisinde olduğumun farkına vardım. Vücudumun muhtelif yerlerinde ağrılar vardı ve kolayca hareket edemiyordum, etrafımda da pek çok insan vardı. Yeni bir hayata adım atmıştım. Bedenimde alışılmadık duygular olsa da gönlümde huzur vardı, sükûnet hakimdi ruhuma. En içten duygularımla biliyordum ki her şey yoluna girecekti. Herkes panik içindeydi ama benim için panik yapılacak bir şey yoktu. Bütün bu efkâr kulağımın çınlamakta olduğu birkaç saniye içerisinde kendine yer buluyordu. Her şey yerli yerine oturuyordu geçen zamanla, nerdeydim, bana ne olmuştu, yatarken havaya bakışımla hafif kızıl havanın akşam vaktinin gelişine işaret ettiğini anlıyordum. Şiirlere, hikayelere ve belki destanlara yakışır bir ândı bu. Nefes almakta zorlanıyordum belki ama odaklanışım bedenimden çok ruhum üzerindeydi. Hayatında hiçbir trafik kazası görmemiş, hiçbir acil ve ambulanslık durum görmemiş benim gibi birisi için durum fazlasıyla normaldi, ambulans gelecekti. Hastaneye gidecektik, sevdiklerim geleceklerdi. Sevdiklerim… Bir kelimeyle anlatılan ama ona sığamayacak kadar büyük anlamlar taşıyan bir şeydi bu. Yolun ortasında ya da ücra hastane köşelerinde kimsesiz kalmayacaktım. Sevdiklerim gelip beni alacaktı. Acı çekmiyor muydum? Bilmiyorum. Kıçım başım kırılmış, elbet acı çekiyorumdur ama hatıramda kalan yeni hayatımın içindeki bu sevgiydi. Benimle ilgilenildi, ambulans geldi ve hastaneye kaldırıldım. Hastanede çok çok sevdiğim iki insanın endişeli bakışlarını gördüm üzerimde, filmlerden fırlama hayâlî bir an yaşıyordum. Ne kadar da ilginçti… Sırayla başka sevdiklerim de geldiler. Üzerimde daha fazla endişeli gözler… Herkes korkuyla seyrediyordu yaşananları ama bunca sevgiyi görmek adeta neşelendiriyordu beni. Muhabbet deryâsında yüzüyordum sanki, dostlarım, hocalarım oradaydılar. Kardeşlerim oradaydılar. Elimi tuttular, her bir tutuşla içimde öyle şeyler yaşıyordum ki, bunu yazabilecek kelimeler olsa yazıldıkları kağıtlar yanar kül olurlardı. Evet bedenimde önemli bir mesele yaşanıyordu, kabul ediyorum ama ruhumda çok daha kritik, çok daha önemli şeyler oluyordu. O ana kadar deryadaki balık misali yaşadığımı anladım. Her tarafım tarifine güç yetmez bir sevgi ağıyla örülüydü. Bedenim mahvolmasa da bunun varlığıydı beni ben yapan, bu sevgiydi benim varlık sebebim. Bir tek el tutmayla bunları hissediyordum. Daha sonra hocam da geldi, öyle zannediyorum ki bana o zamana kadar bakışlarıyla gösterdiği muhabbetin toplamından daha büyük bir muhabbetle bakıyordu. O anda anladım ki o aslında hep içindeydi, o hep öyleydi ama göstermek de bir başka meseledir üstâdım. Artık iyice pişmiş kelle gibi sırıtıyordum. Sanki çok komik bir şey olmuş da gülmemek için zor tutuyormuşum kendimi gibi. Öylesine taşkındım o an. Sevgiyle taşıyordum. Etrafımdakilere ilginç gelmişti tabii. O halde öylesine sırıtmak pek de normal değildi.
Tomografiye geçtik daha sonra, makinenin içindeyken aklımdan bir dünya fikir geçti ama bunları paylaşmayacağım burada. Bunlardan birisi belki içliğimin erkekliğimi kurtarışı olabilir. Kaza gerçekleşeli beri zaman kavramı da karmaşık bir hâl almıştı hani, bazı şeyler çok çabuk gerçekleşiyordu bazılarıysa aheste aheste. Aletin içinden çıktım ve başka bir yere taşındım, orada kırık haberini aldım. O haberi alana kadarki düşüncelerim daha basitti doğrusu, herhangi bir büyük mesele olmadan kalkıp gidecektik. Kırık haberi ve sonrasındaki ameliyat gereksinimi durumu başka bir boyuta taşımıştı. İnsanlık hâli işte, her şeyi düşünüyorsun. Benim de aklıma en kötü ihtimaller gelmedi değil. Acaba bundan sonra tekerlekli sandalyeyle mi hayatıma devam edecektim, kalıcı bir sakatlığım mı olacaktı? Benim gibi bedenen narin ve kırılgan bir insan için ölümcül derecede ürkütücü olsa da bu endişeler o anki sevgi selinde aklıma gelen şeyler çok da neşeliydi. Ben bir bilgisayar mühendisi öğrencisiydim, filmlerden çıkma birisine dönüşebilirdim. Tekerlekli sandalyeyle hayatıma devam etsem bile X-men’deki Professor X gibi karizmatik bir adam olurdum, hatta tekerleklerimin üzerinde X işareti olurdu. Endişelenecek bir mesele yoktu benim için o an, çünkü biliyordum ki başıma o andan sonra ne gelirse gelsin Kardeşlerim yanımda olacaktı. Belki yaşananların acısıyla oturup birlikte gözyaşı dökecektik, sabahlara kadar sessizce birbirimizi seyredecektik. Ama beraber olacaktık. Ailem, Kardeşlerim hep yanımda ve benimle olacaktı. Korkulacak bir şey yoktu, Allah(c.c.) beni hediyelerin en büyüğüyle şereflendirmişti. Kardeşlikle. Gözyaşlarım bile yalnız dökülmeyecekti. Nihayetinde hepsi Allah’ın takdiriydi. Okuyunca bana inandırıcı gelmezdi böyle şeyler ama insan yaşayınca, hissedince anlıyor gerçektende… Allah’tan isteklerim elbet olurdu, ben kuldum ve acizdim ama biliyordum ki Allah da benimle beraberdi. İçinde bulunduğum bu sevgi cennetinde Allah(c.c.) bana sesleniyordu. Bu bana yetti. Beni seven, gözüme muhabbetle bakan onca insan varken isyan etmek zulüm olurdu. Râzıydım. Duadaydım, hamddeydim.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s