Roman?

DQDoJEpW0AATGLg

Roman bir nevi röntgendir; fakat gayesi teşhir değil, tedaviye yardımdır. Olan biteni, başımıza geleni anlamada sosyal bilimler yeterli olsaydı, romana ihtiyaç duymazdık belki… Tabii, romana bugün sinamayı da ilave etmemiz gerekiyor. En genel anlamda kurgu diyelim, fiction.

Diyor Mustafa Özel Arka Kapak dergisinin son sayısında. Gerçekten her roman ve her romancı için “gayesi teşhir değil, tedaviye yardımdır” diyebilir miyiz bilmiyorum. Sinema için de aynı şey geçerli.

İkinci bir alıntı yapalım bu noktada:

Opera Snapshot_2017-12-04_205137_twitter.com

Dediğim gibi hala bazı endişelerim var bu konularda fakat Mustafa hocamızın fikrine bir not düşerek lehimize kullanabiliriz bunları diye de düşünüyorum. Roman yahut sinema “asl”ında böyle midir emin olamasak bile belki şöyle diyebiliriz: “Roman bir nevi röntgendir; fakat bizce romanın gayesi teşhir değil, tedaviye yardımdır. Eğer tedaviye yardım etmek yerine teşhire neden oluyorsa yazılan roman değildir.”

Netice itibariyle bazı müstesna insanların kaleminden çıkan romanların ve yine bazı müstesna yönetmenlerin çektiği filmlerin insanı ve toplumu iyi bir şekilde anlattığını söyleyebiliriz. Durumun böyle olduğunu kabul edersek bunlardan istifade ile bazı meseleleri daha iyi anlayabilir ve böylece meselelere daha kolay çözüm bulabiliriz. İlk fotoğraf aslında bunun basit bir örneğini yansıtıyor: roman/dizi ve gerçekte yaşanan olaylar arasında kurulan bir benzerlikle meselenin zihinlerde somutlaştırılması.

Bu meseleyle alakalı ilk yazımızı böylece nihayete erdirmiş olalım. Devamı gelecek inşallah.

Advertisements

Sosyolojik Muhayyile 1

Bu iki fotoğrafa muhtemelen birçoğumuz daha önce sosyal medyada denk gelmişizdir. Evet komik olmasına komikler ama gerçekten çok çok uzak olduklarını söyleyemeyiz. Abartılmışlar kabul, fakat neticede bu masalarda ne devletler kurulup ne meseleler çözüldüğünü hepimiz biliyoruz. İnsafsızlık etmeyelim, biz de yapıyoruz bunu. Masanın etrafındakiler biraz da bilgili insanlarsa eğer, konuşulan konuşmalar o kadar da saçma olmayabiliyor.

Bu sene, 92 yaşında ölen Polonya asıllı filozof sosyolog Zygmunt Bauman söz konusu konuşmalar için “common sense” tabirini kullanıyor ve aslında Sosyolojik düşünmenin buna oldukça yakın olduğunu söylüyor. “Common sense” için sözlükte “akl-ı selim, sağduyu” gibi manalar veriliyor fakat ben bu bağlamda “ortak akıl” tabirinin daha uygun olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla “ortak akıl” ifadesini kullanırken “common sense”i kastediyor olacağım. Meselemize geri dönecek olursak ortak akıl, bizim günlük hayat içerisinde edindiğimiz; yine günlük konuşma ve tartışmalarımızı üzerinden yürüttüğümüz ortak doğrularımız, doğru olduğunu kabul ettiğimiz düşünce biçimlerimiz diyebiliriz. Bauman Sociological Thinking kitabının ilk bölümünde açıklamaya çalıştığımız ortak aklın sosyolik düşünmeye oldukça yakın olduğunu fakat arada sosyoljik düşünmeyi hususî kılan bazı farklılıklar olduğunu ifade ediyor. Yazımızın konusu da işbu farklılıklar.

Meseleyi çok uzatmadan hemen farklılıklara geçeceğim. Sosyolojik düşünmeyi ortak akıldan farklı kılan ilk özellik fikirlerimizin her açıdan savunulabilir olması. Her açıdan savunulabilir olmak ne demek? Günlük konuşmalarda bir fikrin öne çıkması için açık bir şekilde hitabet açısından iyi ifade edilmiş olması ve ikna edici olması önemlidir. Oysa sosyolojik düşünme açısından önemli olan fikirlerin mantıkî olarak kendi içerisinde tutarlı olması ve gerçeklere uygun olmasıdır. Gerçeklere uygunluk daha fazla uğraş gerektirdiği için(problemin bulunduğu sahaya dair bilgi) çoğu zaman bu nokta gözden kaçırılır. Fakat başta zikrettiğimiz gibi sosyolojik tefekkürün ilk şartı, fikirlerin savunulabilir olması ki bu da tutartlılık ve gerçeklik ile sağlanır.

Sosyolojik düşünmeyi farklılaştıran ikinci nitelik, olaylara daha geniş bir açıdan bakışı gerektirmesidir. Günlük konuşmalarda (ortak akıl söz konusuyken) bireyler çoğu zaman olaylara kendi pencerelerinden bakarlar, fakat sosyolojik düşünme için başka kimselerin de tecrübelerine başvurulmalı ve olaylar daha kapsamlı bir bakışla değerlendirilmelidir.

Bana sorarsanız Bauman’ın tasarladığı bu yapı içerisinde sosyolojik düşünmeyi farklılaştıran en bariz özellik üçüncüsüdür. Buna göre sosyolojik düşünme olayları yalın nedenlere bağlamaktan ziyade olaya etki eden tüm faktörleri değerlendirmeyi gerektirir. Günlük konuşmaları düşünürsek sosyal meselelerle alakalı çoğu zaman ortak aklı tatmin edebilecek bir tek neden arandığını görürüz. Olayı birçok sebebe bağlamak meseleyi soyutlaştırdığından, güçlü tek bir fail ve tek bir sebep öne sürmek ikna edicilik açısından daha kuvvetli gelir insana. Bu ikna ediciliğine rağmen tekil sebeplerin gerçekle ilişkisi oldukça zayıf olabilir. Nitekim Durkheim sosyolojinini kuralları içerisinde toplumsal olguların yine başka toplumsal olgularla açıklanması gerektiğini öne sürmüştür. Netice itibariyle sosyolojik tefekkür tekil ve bireysel sebeplere takılıp kalmadan toplumsal olayların arkasındaki tüm faktörlerin değerlendirilmesini gerektirir.

Son olarak sosyolojik düşünmeyi ortak akıldan ayıran dördüncü özellik ise sosyolojik düşünmede ortaya atılan fikrin her defasında yeniden gözden geçirilmesi gerekliliğidir. Ortak akıldan hasıl olan fikirler, insanlar ikna olduğu anda artık apaçık doğru kabul edilir. Bu biraz da insanların alışmasıyla alakalıdır. Bir kere bir fikre kani olduktan sonra o fikir bize diğerlerinden daha yakın gelecektir. Dolayısıyla ortak akıl bunun doğru kabul edilmesini öngörürken, bu fikirler ancak tekrar tekrar gözden geçirilip zihnen eleştiriye tabi tutulursa sosyolojik tefekkür ortaya ç Continue reading

Yaradılışın Evreleri – 1

Bilgi çağı diye isimlendirilen bir dönemde dünyaya gelmiş olmak pratik hayatta sağladığı kolaylıkların yanında insana zorluklarla dolu birçok mesûliyyet yüklüyor. Bahse konu çağda, her şeyin hakikatine ulaşma; hiç olmazsa bilgi anlamında, imkân dahilinde gidilebilecek son noktaya kadar gitme hayatın merkezinde yer alıyor. Bilginin güç olduğu anlayışı, aslında her şeyi anlatan kilit bir ifade. Bilginin gücü, bilenin gücü-bilmeyenin zayıflığı, bilgi üretenin gücü-bilgi üretemeyenin zayıflığı… İnsanlığın topyekûn bilgi üretimini öncelemesini garipsememek gerek bu bağlamda. Continue reading

Predictably Irrational(Kitap incelemesi)

Kitap/yazı/makale değerlendirme ağırlıklı olarak planladığımız yazılarımın ilk kez kitap değerlendirme yazısına bismillah diyerek başlayalım.

Kitabımızın adı Predictably Irrational, Türkçeye “Akıldışı Ama Öngörülebilir” diye çevrilmiş, yeterince kötü bir isim çevirisi olmuş tabii. Ben olsam “Öngörülebilir Anlamsızlık” derdim(Belki başka bir şey de diyebilirim). “Irrational” kelimesinin etimolojisine ve kitapla olan ilişkisine de değineceğim inşallah.

Yazarımızın adı Dan Ariely, New York’da doğup israil’e dönmüş ve Tel Aviv üniversitesinde Fizik ve Matematik okurken, Felsefe ve Psikolojiye geçmiş ve sonunda tamamen Psikolojiye yönelmiş. Yüksek lisansını Amerika’da Bilişsel Psikoloji’de yaptıktan sonra doktorasını da İş Yönetiminde tamamlamış. Kitapla ilişkili olarak kendisi bir Davranışsal Finans uzmanı, yani ekonominin/marketin bireylerin davranışlarına bağlı bir şekilde ilerlediği ve bireydeki mantıksız davranışların ekonomiye yön “verebildiğine” inanan bir abimiz. (bunlar w*k*p*d*’den)

Kitabımızın girişinde kendisinin bu alana yöneliş macerasını ve kitabın anlatmaya çalıştığı meseleyi özetle anlattıktan sonraki kısımda kitabımız 13 bölümden oluşuyor ve her bir bölümde insanların tekrar tekrar sürekli yapageldikleri apaçık yanlış değerlendirmeleri açıklıyor, sebeplerine iniyor ve çözümlüyor.

Continue reading

TSK Bizim Neyimiz Olur?

Meseleye girmeden; bu yazının amacının, Türk milletinin şu an içinde yaşadığı toprakları -evvel Allah- kime borçlu olduğunu tesbit ve bundan sonra elde tutmasının yolu hakkında tefekkür olduğunu belirtmekte fayda görüyorum. 15 Temmuz kalkışmasının sene-i devriyesinde de bazı meseleleri vuzûha kavuşturmak icap ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri; Türk’ün ve İslam’ın neyidir ve neresindedir? Continue reading

Eğitim Üzerine 1: Ivan Illich – Okulsuz Toplum

Efendim bu hafta itibariyle yeni 4-5 bölümlük bir yazı dizisine niyet ettik inşallah. Nereden çıktı bu fikir? Geçtiğimiz güz döneminde, Bilim Sanat Vakfında bir eğitim sosyolojisi okuma grubunun toplantılarına iştirak ettik. Bu alana dair bazı okumalarımız oldu. Yazacağımız yazılardan maksat aslında bu okumalarımızı bir yerde kayıt altına alarak korumayı sağlamak. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazıda Ivan Illich’in Okulsuz Toplum kitabını ele alacağız. Bundan sonra da her pazar bir yazarın okumasını yapmaya çalışacağız inşallah.

باسم الله الخلاق العليم الذي ليس كمثله شيء وهو الفتاح العليم diyerek başlayalım.

Continue reading